Yazılar

Öne Çıkan

Kabin Memuru Bey: Sinnerman…

Tinder ile ilgili yazımda da belirtmiştim, kendisi orada tanıştığım zat-ı muhterem. 2 yıldır varlığından haberdar olduğum, öncesinde böyle bir insanın var olacağından bile şüphe duyduğum muhteşem ruh. Neden biz ona Sinnerman diyoruz? Ona sorsanız kendini böyle tanımlardı diye düşünüyorum.

Peki nedir Sinnerman’i bu kadar özel kılan şey. Yasak ya da yaralı bir aşk hikayesi filan beklemeyin sakın.  Bu iki tarafın da gayet bekar olduğu, tamamen samimiyete dayalı tek gecelik bir ‘şey’ öyküsü. Ama filmlerde gördüğünüz ya da etraftan duyduğunuz alışılagelmiş tek gecelik kullan-at ilişkiler gibi de canlanmasın gözünüzde. Kahramanımız öyle güzel dokunuyor, öyle güzel öpüyor ki, ‘Bu tek gecelik ilişki ise, daha önce ‘’ilişki‘’ sandığım şeyler neydi?’ dedirtiyor. Böyle bir insanı ya da böyle bir geceyi de bu sınıfa sokmak gerçekten haksızlık olur. İnsan tek gecelik ilişkide sarmaş dolaş ya da el ele film, hatta 2 film izler mi? Çok saçma.  Ben kendimi bu kadar iyi ve bu kadar şımartılmış hissederken üstelik adam bencil olduğundan dem vuruyor. ‘Sen bana ellerinle yemek yapmış, gözünden uyku akmasına rağmen sırf benim uykum yok diye benimle sabaha kadar oturmuş adamsın be. Sen de bencilsen, adamım diye gezinenler ölsün o zaman’ diyemedim tabi. Toplasak 2 ya da 3 kez görüşmüşüzdür en fazla ama hayatıma giren tüm erkeklerden daha çok iz bıraktı bende. Üzgünüm exlerim, ama hepinizi toplasam bir Sinnerman etmezsiniz.

Kendi iddialarına bakmayın, şu ana kadar tanıdığım en eğlenceli ve en centilmen kişilik. Yaptığı iş dolayısıyla olsa gerek, ağzı gerçekten iyi laf yapıyor. Kadınlara nasıl davranılacağını çok iyi çözmüş bir prof. Eğlenceye ve kadınlara çok düşkün gibi görünse de içten içe çözemediğim bir burukluğu var belli. Vampir gibi sabahlara kadar farklı kadınlarla farklı mekanlar gezerken bir şey aradığını düşünmüyorum. O daha çok aradığını bulmuş ve kaybetmiş gibi. Tekrar kazanacağına dair de umudu yok sanki. En güzel, en saf gülüşlerini ve sarmaş dolaş uykularını biri tüketmiş belli. Sürekli gittiği favori mekânında bile olmak istediği yerde ya da şekilde değilmiş hissiyatı veriyor bana. Alkolün dibine vurduğunda kayan gözleri o kadar çok şey anlatıyor ki aslında, farkında bile değil. Bir yandan içindeki kırgınlıklarını bastırırken, bir yandan da kırmayacak şekilde dokunuyor insana. Albenisi de burada ya! Etrafındaki gereksiz kadın kalabalığı tarafından bugüne kadar çok pohpohlandığını düşünsem de o kendine değer vermiyor ya da kendini cezalandırıyor. Aklınıza ıssız adam gibi bir karakter getirmeyin lütfen. Benzer noktaları yok değil, var ama ondan çok uzakta.

Bir gülüşü var, insanın içini sıcacık yapıyor. Zoraki gülüşü bile tatlı olur mu bir insanın, olurmuş işte. Bir de küpe takmış kulağına, Allah’ım akıllara zarar. Bu kadar mı yakışır bir insana! Çok mu yakışıklı diye sorarsanız, hayır değil. Öyle kaslı maslı bir tip de gelmesin aklınıza. Ama buna rağmen çok çekici. Gözünüzde biraz canlansın diye şöyle anlatayım. 1.80 boylarında, sürekli bir kot bir siyah t-shirt siyah deri ceket giyen, alnı açık, saçları tepeden seyrekleşmiş, sizinle konuşmadığı sürece sokakta görseniz dönüp ikinci kere bakmayabileceğiniz sıradan bir tip. Konuşmadığı sürece diyorum, çünkü o konuşunca başka yöne bakmanız mümkün değil, o kadar tatlı dilli sıpa. Bir de kaşlarını çattığı zaman alnının ortasında damarlar kocaman bir V seklini alıyor.

Hani arada şehirden ve kalabalıktan kaçmak, bir ormanın içinde sessiz sakin bungalovdan bir evde kalıp sadece kitap okumak ve çevresinde yürümek istersiniz ya… Oraya yerleşmek korkutucu gelir, ama aklınızın bir kenarında da hep vardır orası… Bunalınca, fırsatını bulunca kaçmak istersiniz, belki de aradığınızda tüm rezervasyonlarımız dolu derler içinizde uhde kalır hani. İçten içe üzülürsünüz, o anda tam ihtiyacınız olan yer orasıdır çünkü. Başka yerler aramazsınız daha sonrasında. İleride bir tarihte bir gece de olsa müsait olduğu bir zaman aralığına bakarsınız. Minik şirin samimi sıcak tanıdık bir ev, mükemmel servis ve huzurlu hava. Hah iste, Sinnerman de ücra bir yerde, ama rezervasyonları hep dolu olan bir dinlenme yeri benim için. Gidince huzura doymak için telefonları kapattığım, ertesi gün de korkup kaçtığım…

My name is Kezban!

-Göğüslerin büyük mü? Umarım öyledir.

-Ayakların kaç numara? Çok tatlı görünüyorlar.

– Göğüslerin silikon mu?

– Pantolonunun altındaki tanga mı?

-Rakı mı, cin mi?

– Sen çok çekici misin, yoksa benim libidom mu çok yüksek?

– Selam, nedense bana çok çekici geldin.

-Seninle sevişen adam ne şanslı.

-Güzelmişsin!

– Tuh, güzel gızmışşın.

-Selam, soru cevap oyunu oynamak ister misin?

-Hey, wanna fuck? No strings attached

-Whatsappta durum paylaşanları falakaya yatıracağız sen de gel. Bir kırbaç da sen vur.

-Tarzın çok hoş kalite kokuyorsun.

-Çok hoşlandım senden. Lütfen tanışalım

-Neredesin?

-Gel gecemiz güzel geçsin

-Enerjimi sırtına geçirmek istiyorum

-Seçim oyunu oynamak ister misin? Sana en uygunu iki seçenek arasından seçeceksin

-Senin için oraya taşınırım

-Sanırım yürüyeceğim sana. Evet

-Seninle bir dk.

-Harika bir kadınsın. Farkında mısın?

-Bebek ya

-Kadraj biraz daha inseymiş keşke

-Normalde dominant olmayı tercih ederim ama kölen olabilir miyim lütfen sahibem?

-Elbisen çok güzel. Sen de güzelsin tabi ki de

-Kucağıma gelsene

-Evliyim. Umarım bu konuda önyargılı davranmazsın

Yukarıda okuduğunuz mesajlar, bir tanışma sitesindeki ilk mesajlardır efenim. Ve tahmin edersiniz ki bu mesajlar beklentilerle dolu. Reddedildiklerinde veya beklentileri karşılanmadığında sordukları ilk şey: ‘Neden? Kezban mısın?’

Üstelik bunu sadece sosyal medyada kullanmıyorlar. Kendi aralarında bizden bahsederken de bu sıfatı kullanıyorlar. Peki ne demek istiyor bu adamlar? Amaçları geleneksel bir hayat süren, geleneklerini ya da ona öğretilmiş örf ve adetlerini savunan ya da bunları devam ettiren ve bu tabiri kullanan kişilere tamah etmeyen kadınları nitelendirmek aslında.

Kimimiz kılığımıza kıyafetimize göre, kimimiz hayat tarzımıza göre, kimimiz zihin yapımıza göre mutlaka birine göre Kezban’ızdır. Yüz vermemiş olabiliriz, o adamı istememiş ve reddetmiş olabiliriz. Sebebimiz her neyse mühim değil. Önemli olan tek şey bize bu tabiri hak görmüş adamları bir şekilde reddetmiş olmamız.

Ancak, bu *pelesenklerin diline *pezevenk olmuş ve kadınları aslında hor görmek için kullanılan bir sıfat olarak bilinen ‘Kezban’, Farsça kökenli bir isim olup, kâhya kadın ya da bir şeyi idare eden kadın anlamına geliyor.

Yani efenim! Kezbanlık mühim mesele! Ey bir Kezban’ın ‘Yavrum, Yiğidim, Aslanım’ diye saçını süpürge ettiği; vatanına, milletine, değerlerine layık olsun diye kendinden fedakârlık ettiği Türk İstikbalinin Evladı! Eskilerin ‘Leyla’ diye, ‘Şirin’ diye başına taç ettiğini sen ‘Kezban’ diyerek hor görüyorsun! Etme, eyleme! Mesele Kezban olmak değil, asıl mesele ‘Yiğit’ olabilmekte. Evet, ben bir Kezban’ım. Peki sen ne kadar Yiğit’sin?