The Walking Dead









  Hepimizin başına gelmiyor mu eski sevgilimizin zombi gibi olmadık yerden çıkması, kolumuzu bacağımızı tuttuğu yerden koparmaya çalışması ? Hiç sordunuz mu kendinize giden neden hep geri döner? At gibi mi gider, it gibi mi döner orasını bilmem ama aman ha aptal olmayın. Yapmayın, etmeyin, inanmayın. Bir söz var ‘Her katil olay mahaline geri döner’ diye. Bence durum tam da bundan ibaret. Merakını gidermek için döner hepsi. Arkamda iz bırakmış mıyım diye döner, kurbanı gerçekten öldü mü emin olmak için döner. Hala ölmediyseniz yarım kalan işini bitirmek için döner. Vicdanını rahatlatmak için döner. Sizin dört nala gidişinizi görmüştür, ayağınıza çelme takmak için döner.Bir arkadaşa bakıp çıkacaktır, kalıcı değildir zaten.

        İçinizde varsa hala ona karşı duygular, o sizi öldürmeden siz onu öldürün. Yoksa bir tarafınızı ısırmadan kurtulamazsınız elinden. Bir kaptırırsanız kendinizi ya da dalarsanız saçma sapan umutlara bir bakmışsınız siz de The Walking Dead olmuşsunuz. Tavsiyem o ki: Kazığı saplayın, geberip gitsin kimseyi ısırmadan. I GIVE YOU MERCY! 🙂

Erkek evrimi

Bir arkadaşım ilişkileri bir de erkeklerin gözünden değerlendirmeye çalışmamı tavsiye etti. Erkeklerin duyguları ve psikolojileri ayni değil ki ama… Kadınlar tek bir şeye odaklanıyor ilişki boyunca: ciddiyet. Oysa erkekler bambaşka bir dünya. Anlaması kolay değil onları. Ne istediklerini, ne hissettiklerini, ne beklediklerini asla kestiremezsin. Tek tip erkek yoktur zaten. Duygularını gizlemeye kurulular, tabii duyguları varsa- o da tartışılır. Su ana kadar yasadığım, gözlemlediğim ve duyduğum ilişkilerden yola çıkarak farklı erkek tiplerinin ilişkide nasıl hissettiğini yorumlamaya çalışacağım müsaadenizle.

1.evre-Duygusal erkek tipi: Çoğunlukla yaralı kadınlarla beraberdirler. Birlikte oldukları kadınlar başkalarına aşıktır. Bu yüzden ki onların yaralarını sarabilmek ve geçmişi unutturabilmek adına her fedakârlığı yaparlar. Aslında durumun vahimliğinin farkındadırlar ama kadın bunu dile getirmemiştir su zamana kadar. O yüzden erkek için cazip haldedir. Kolay değildir bir kere, fethedilememişlerdir. Ayrıca yoğun is temposu sebebiyle kendi güçlerinin ve güçsüzlüklerinin de farkındadırlar. Bu sebeple zaten aldatmaya ya da gecelik ilişkilere zamanları yoktur onların. Aslında bir nevi kadın rolü üstlenirler. Ciddi ilişkiler onların kalemidir. Kırılganlığınızın farkındadırlar. Dokunmaya kıyamazlar. Ne zaman bu limana dönseniz, sizi seve seve hayatlarına buyur ederler. Üzmeyin onları. Sevmiyorsanız nazikçe uzaklaşın. En zararsız erkek türüdür onlar. Canlarını yakmayın. Çünkü canları yandıkça evrimleşip bir sonraki kademeye geçiyor erkekler.

2.evre-Toy erkek tipi: Genellikle çok ilişki tecrübeleri olmadığı için karşısına dişli ve tecrübeli bir kadın çıktığında ilk başta heyecanlanırlar. Daha önce böyle bir şey yaşamamışlardır çünkü. Kendisinden çok daha tecrübesiz kadınlarla birlikte olduğu için ilişkiyi yöneten ve üstün olan taraf hep kendileri olmuştur. Yeni ilişkilerinde her gün bir şey öğrenirler. Sevişmeyi keşfederler mesela. Yeni maceralara ve hayallere atılırlar beraber. Oysa iki tarafın da bilmediği bir şey vardır. Erkeğin kazandığı her tecrübe kadından uzaklaşmasına sebep olur. Çünkü artık kedilikten çıkmış, aslan kostümü giymiştir. Aslında öyle sanırlar. Bu tecrübelerini uygulayacağı yeni kadınların hayallerini kurmaya başlarlar. Çünkü erkeğin doğasında yoktur kadının üstün olması. Kadının tecrübeli olması artık eğlenceli halden çıkmıştır, kendini güvensiz hissetmeye başlamıştır ”erkek”. Yeni yeni gücünün ve yeteneklerinin farkına varmaya başlamıştır yavru aslanımız. Bu nedenle artık düzenli bir ilişki onu cezbetmez. Erkektir artık. Kendi erkekliğini kanıtlayabileceği ve çiftleşme dansı yapabileceği yeni avlar ve habitatlar arayışına girerler.

3.evre-Tecrübeli erkek tipi: Genelde keyifli anlar yaşamak üzerine kurulmuştur hayatları. İhtiyaç duyduklarında arayabilecekleri bir kadın listesi vardır mutlaka ellerinin altında. İlişki istemediklerini söylemelerine rağmen, zor kadını gördüklerinde elde etmek için uğraşırlar. Baskıya gelemezler asla. Hayatlarında kendilerine ait özel alanları olmalıdır mutlaka. Sıkıştıklarında kaçarlar çünkü. Hala duyguları vardır bu tiplerin. Aynı anda hem eğlenebilecekleri hem huzur bulabilecekleri hem de yatakta ziyafet çekebilecekleri bir kadını bulma arayışındadırlar. O kadını bulduklarında ciddi ilişkiye girmekten kaçınmazlar. İşi bilirler onlar, naziktirler. Kadınlara hor davranmazlar. Can yakmazlar. Cömerttirler, kadınları mutlu etmeyi bilirler. Özür dilemeyi ve kalp çalmayı bilir onlar. Güzel sevişirler, dokunurlar, sarılırlar hatta çiftleriyle beraber uyuyabilirler. Ancak bir sonraki görüşmelerinin üzerinden günlerce, haftalarca geçmesi gerekir.

4.evre- Aşmış erkek tipi: En acımasız erkek tipidir. Hala duyguları olduklarına inanırlar, ancak duygusuzdur onlar. Bugüne kadar her türlü tecrübeyi yasamışlardır. Belki aşık bile olup kırılmışlardır. Ama artık ciddi ilişkiler bir yana dursun, kadınlar önemsizleşmiştir onlar için. Bir ihtiyaç, bir nesne haline gelmişlerdir. O yüzden alabilecekleri keyfe odaklıdırlar. Kadının duyguları, düşünceleri, gururları onlar için önemli değildir. Hiçtir kadın. Dışarıda çoktur onlardan. Her yerde bulunabilecek kadar yaygınlardır. Zor bir kadına denk gelindiğinde uğraşmazlar bile. Basiti varken zaman kaybı. Çok çabuk sıkılırlar. Bu sebeple ayni yemeği iki gün yemezler bile. Seviştikten sonra kaçın yanlarından. Sizinle uyanmaya tahammül edemezler. Zeki kadın, kendilerinden üstün kadın yoktur onlar için- çünkü tahammül edemezler. Bu tarz kadın gördüklerinde genellikle sözlü ya da fiziksel şiddetle üstünlüklerini yaratırlar. Başkalarına değer vermedikleri için, kendilerine değer veren kadınları zayıf ve aptal olarak değerlendirirler. Hayattan zevk almamaya başlamışlardır, sizin de almanıza müsaade etmezler. Sorun dinlemez onlar, bencildirler, kendi sorunlarını anlatırlar sürekli. Eleştirilmeye tahammülleri yoktur onların, ama sürekli eleştirirler. Akıl vermek sizin ne haddinize!!! Sizden daha çok yaşamış, görmüştür onlar. Sadece ezerler sizi. Dinleyip susmayı bilecekseniz “adamın” hayatına girin. Adamı hasta etmeyin!!!

Her hikâyenin sonu aynı değil mi zaten?

           Bugüne kadar kaç defa ayrılık acısı çektiğinizi düşündünüz mü hiç? Her defasında kendinizi ‘Onsuz nasıl yaşarım?’ ya da ‘Bundan sonra nasıl severim?’ gibi klişe ama saçma cümleler kurarken bulmadınız mı? Sonra ne oldu? Başka bir zaman diliminde, başka bir insan için üzülürken buldunuz kendinizi… Hadi bir eskiye dönüp bakalım beraber. Kaç defa ‘Evet, bu sefer tamam’ deyip sonunda yanıldığınızı anladınız? Kaç kişiden mesaj gelsin diye saatlerce telefonunuza baktınız? Bu sorunun cevabı senin için de birden fazla değil mi? Peki… Şimdi tekrar soralım kendimize. Bu adamlarda sevdiğimiz şey neydi? Karakterlerini mi sevdiğimizi düşündük ya da yakışıklılıklarına mı hayran kaldık? Aslında üzüldüğümüz şey yaşadığımız ya da yaşattıkları duyguların bir anda kesilmesi, tabiri caizse yarım kalması değil miydi sizce de?

         Hikâye aynı, hikâye basit! Güzel duygular yaşıyoruz. Belki çok seviliyoruz. Sonra birdenbire ne olduğunu bile anlamadan ayrılık acısı çekerken buluyoruz kendimizi. Ta ki aynı duyguları yaşatan birini bulana kadar. O an unutuyoruz eski sevgilimizi de , anılarımızı da, acımızı da. Gelen gidenin yerini anında dolduruveriyor. Çektiğimiz acıya mı üzülelim, kaybettiğimiz zamana mı? ‘Ne kadar aptalmışım’ diyoruz belki de kendimize. Hadi tahmin edelim ne zamana kadar bulutların üzerinde olacağız yine? Hop yeniden kendimizi bir ayrılık sahnesinde bulup, popomuzun üstüne çakılana kadar.  Sonuç: yine depresyon.

       Her hikâyenin sonu aynı bitiyorsa eğer söyle bir dönüp sormamız lazım artık kendimize. ‘Nerede yanlış yapıyorsun kızım sen?’ Aslında sorunun cevabi belli. İlişki ilerledikçe, beklentilerimiz artıyor. Kaybetme korkusuyla yaşadığımız güzel anları piç ediyoruz. Hiç başınıza gelmedi mi hoşlanmadığınız birinin sürekli burnunuzun dibinde bitmesi? Sevmediğiniz kişiler tarafından karşılıksız sevilmek? Kaçan kovalanır vesvesesi mi bunun sebebi sizce? Yoksa o kişiden herhangi bir beklentiniz olmadığı için mi?

Her ayrılıkta iki tarafında hataları vardır elbet… Ama önemli olan kimin daha az beklenti içinde olduğu. Çünkü beklenti içinde olan taraf maalesef ki hikâyeyi adım adım sona yaklaştırıyor ve karşılığında fark etmeden daha çok üzülüyor.

     Bundan sonra bir de şunu yapmayı deneyelim. Bırakın geleceğe dair hayaller kurmayı. Bırakın her sevdiğiniz adama hayatınızın aşkı ya da çocuğunuz babası muamelesi yapmayı. Sadece mutlu olmaya bakın bakalım. O anın keyfini bir yaşayın doya doya. Daha çok sarılın. Daha çok öpün. Daha çok dokunun. Birlikte keyif alacağınız şeylere vakit harcayın. Kıskanmayın bir kere. Çok gereksiz! Gidesi varsa zaten siz kıskansanız da gider, kıskanmasanız da. Karşı tarafı çok sevdiğiniz için yaşamayın ilişkinizi. Kendinize verdiğiniz değere odaklanın. Hakkettiğiniz duyguları almaya çalışın. Kendinizi ondan daha çok şımartın. Sürekli kendinize ayni cümleyi tekrar edin. ‘Ben sevilecek kadınım!’

     Çok severim Sezen Aksu’nun bu şarkısını:

Hep aynı hikâye gönlüm düşünce aşka
Her ayrılık aynı yalnız kişiler başka
Hep aynı yalnızlık aynı tanıdık telaş
Hep aynı her şey aynı sanki birbirine eş
Geçer geçer daha öncekiler gibi
Bu da geçer neler neler geçmedi ki
Yine düşer deli divane gönlüm aşka

    Siz de çok dinlediniz değil mi? Bu son dinleyişinizin olması dileğiyle. Unutmayın! SIZ SEVILECEK KADINSINIZ!

Kimsenin yarasını sarmayın, kendinizi kanatırsınız!

Bir gün bir bakarsınız yaranızı sarıp iyileştiren bir adam çıkar karsınıza. Ama kırıktır kalbi, maalesef ki kırmaya da meyillidir. O kadar profesyonelleşmiştir ki kadınlar konusunda, size kendinizi bir anda Cinderella gibi hissettirir. Bir saniye bile elinizi bırakmadan bir film izlersiniz beraber, ya da iki. Şarap içersiniz karşılıklı… Ya da siz şarap içersiniz o bira… Fark eder mi ne içtiğiniz? Sabaha kadar uzun uzun muhabbet edersiniz, gülersiniz, öpüşürsünüz, sevişirsiniz… Belki mısır bile patlatır size. Ya da yemek pişirmeyi teklif eder. Yatakta birbirinize ne kadar kadın ve ne kadar erkek gibi hissettiğinizi/hissettirdiğinizi söylersiniz… Birbirinize dokunmadan bir saniyeniz bile geçmez…

O kadar güzeldir ki her şey… O an tüm yaralarınız sarıldı, ayaklarınız yerden kesildi sanırsınız… Kendinizi o gecenin çok özel olduğu yalanına kaptırırsınız… Sabaha kadar sarılarak uyursunuz. Hatta birbirinize ne kadar keyifli bir gece geçirdiğinizi söyleyip teşekkür bile edersiniz… Sonra eve gidersiniz… Tüm gece neler olup bittiğini düşünüp, hayaller kurmaya başlarsınız… Boş hayaller… Bir mesaj beklersiniz saatlerce. Sonra dayanamayıp siz atarsınız. İşte kalbinizin yerinden oynadığı andır o an. Beklediğiniz cevap gelene kadar kafanız da kurar da kurarsınız. Benim kadar özel hissetti mi o da? Benim kadar keyif aldı mı? Yasadıklarımız tek geceden ibaret olamaz! Devamı gelecek illaki…

Ve beklediğiniz mesaj gelir! Başka planı vardır, sizinle görüşemeyecektir! Pardon ama ne sanmıştınız? Yaralı bir adam sevebilir mi tekrar? Artık uzmanlaşmıştır kadınlar konusunda. Siz kendinizi özel mi sandınız? O her kadınla ayni şeyi yaşıyordur oysa. Hatta sıkıldığında, yalnız hissettiğinde arayacağı kadınlar listesine bile girmiş olabilirsiniz, tebrikler! Bundan sonrası size kalmıştır artık. Ya gururlu durur aradığında rest çekersiniz, ya da yasadığınız anları kar bilip yılda bir iki gece geçirmeye razı olursunuz. O saatten sonra, sakın ha sakın mesaj sesini değiştirip her an mesaj gelecek mi ya da cevrim içi olacak mi gibi hatalar yapmayın… O kendine yeni bir yem buldu zaten çoktan… Aradığınız kişi şu an başkasıyla sevişiyor…