Kabin Memuru Bey: Sinnerman…

Tinder ile ilgili yazımda da belirtmiştim, kendisi orada tanıştığım zat-ı muhterem. 2 yıldır varlığından haberdar olduğum, öncesinde böyle bir insanın var olacağından bile şüphe duyduğum muhteşem ruh. Neden biz ona Sinnerman diyoruz? Ona sorsanız kendini böyle tanımlardı diye düşünüyorum.

Peki nedir Sinnerman’i bu kadar özel kılan şey. Yasak ya da yaralı bir aşk hikayesi filan beklemeyin sakın.  Bu iki tarafın da gayet bekar olduğu, tamamen samimiyete dayalı tek gecelik bir ‘şey’ öyküsü. Ama filmlerde gördüğünüz ya da etraftan duyduğunuz alışılagelmiş tek gecelik kullan-at ilişkiler gibi de canlanmasın gözünüzde. Kahramanımız öyle güzel dokunuyor, öyle güzel öpüyor ki, ‘Bu tek gecelik ilişki ise, daha önce ‘’ilişki‘’ sandığım şeyler neydi?’ dedirtiyor. Böyle bir insanı ya da böyle bir geceyi de bu sınıfa sokmak gerçekten haksızlık olur. İnsan tek gecelik ilişkide sarmaş dolaş ya da el ele film, hatta 2 film izler mi? Çok saçma.  Ben kendimi bu kadar iyi ve bu kadar şımartılmış hissederken üstelik adam bencil olduğundan dem vuruyor. ‘Sen bana ellerinle yemek yapmış, gözünden uyku akmasına rağmen sırf benim uykum yok diye benimle sabaha kadar oturmuş adamsın be. Sen de bencilsen, adamım diye gezinenler ölsün o zaman’ diyemedim tabi. Toplasak 2 ya da 3 kez görüşmüşüzdür en fazla ama hayatıma giren tüm erkeklerden daha çok iz bıraktı bende. Üzgünüm exlerim, ama hepinizi toplasam bir Sinnerman etmezsiniz.

Kendi iddialarına bakmayın, şu ana kadar tanıdığım en eğlenceli ve en centilmen kişilik. Yaptığı iş dolayısıyla olsa gerek, ağzı gerçekten iyi laf yapıyor. Kadınlara nasıl davranılacağını çok iyi çözmüş bir prof. Eğlenceye ve kadınlara çok düşkün gibi görünse de içten içe çözemediğim bir burukluğu var belli. Vampir gibi sabahlara kadar farklı kadınlarla farklı mekanlar gezerken bir şey aradığını düşünmüyorum. O daha çok aradığını bulmuş ve kaybetmiş gibi. Tekrar kazanacağına dair de umudu yok sanki. En güzel, en saf gülüşlerini ve sarmaş dolaş uykularını biri tüketmiş belli. Sürekli gittiği favori mekânında bile olmak istediği yerde ya da şekilde değilmiş hissiyatı veriyor bana. Alkolün dibine vurduğunda kayan gözleri o kadar çok şey anlatıyor ki aslında, farkında bile değil. Bir yandan içindeki kırgınlıklarını bastırırken, bir yandan da kırmayacak şekilde dokunuyor insana. Albenisi de burada ya! Etrafındaki gereksiz kadın kalabalığı tarafından bugüne kadar çok pohpohlandığını düşünsem de o kendine değer vermiyor ya da kendini cezalandırıyor. Aklınıza ıssız adam gibi bir karakter getirmeyin lütfen. Benzer noktaları yok değil, var ama ondan çok uzakta.

Bir gülüşü var, insanın içini sıcacık yapıyor. Zoraki gülüşü bile tatlı olur mu bir insanın, olurmuş işte. Bir de küpe takmış kulağına, Allah’ım akıllara zarar. Bu kadar mı yakışır bir insana! Çok mu yakışıklı diye sorarsanız, hayır değil. Öyle kaslı maslı bir tip de gelmesin aklınıza. Ama buna rağmen çok çekici. Gözünüzde biraz canlansın diye şöyle anlatayım. 1.80 boylarında, sürekli bir kot bir siyah t-shirt siyah deri ceket giyen, alnı açık, saçları tepeden seyrekleşmiş, sizinle konuşmadığı sürece sokakta görseniz dönüp ikinci kere bakmayabileceğiniz sıradan bir tip. Konuşmadığı sürece diyorum, çünkü o konuşunca başka yöne bakmanız mümkün değil, o kadar tatlı dilli sıpa. Bir de kaşlarını çattığı zaman alnının ortasında damarlar kocaman bir V seklini alıyor.

Hani arada şehirden ve kalabalıktan kaçmak, bir ormanın içinde sessiz sakin bungalovdan bir evde kalıp sadece kitap okumak ve çevresinde yürümek istersiniz ya… Oraya yerleşmek korkutucu gelir, ama aklınızın bir kenarında da hep vardır orası… Bunalınca, fırsatını bulunca kaçmak istersiniz, belki de aradığınızda tüm rezervasyonlarımız dolu derler içinizde uhde kalır hani. İçten içe üzülürsünüz, o anda tam ihtiyacınız olan yer orasıdır çünkü. Başka yerler aramazsınız daha sonrasında. İleride bir tarihte bir gece de olsa müsait olduğu bir zaman aralığına bakarsınız. Minik şirin samimi sıcak tanıdık bir ev, mükemmel servis ve huzurlu hava. Hah iste, Sinnerman de ücra bir yerde, ama rezervasyonları hep dolu olan bir dinlenme yeri benim için. Gidince huzura doymak için telefonları kapattığım, ertesi gün de korkup kaçtığım…

Açık Büfe : TINDER

2 yıl önce bir arkadaşımın gazıyla tanıştım meşhur Tinder’la. Biliyorum, herkes böyle söylüyor ama gerçekten durum bu, arkadaşımın gazıyla girdim. Biraz fazla yalnız takılmış olacaktım ki, artık kafayı yiyeceğime kanaat getirmiş, bin bir ısrarla sonunda beni bulaştırmıştı bu aleme.

Eleme metodunu çok sevmiştim. Beğenirsen sağa, beğenmezsen yallah sola… Sen beğenmediğin sürece kimsenin sana mesaj atma ihtimali de yok, oh mis. Konuşmalar hoşuna gitmezse eşleştiğin kişiyi de unmatch yapabiliyorsun. İlk başlarda soru-cevap şeklinde ilerlediği için muhabbet, kendimi anketör gibi hissetmiştim. Ama sonra olay bazen goygoya, bazen de stres topuna dönüştü benim için.

Ne ararsan var… Eli yüzü düzgün profillerin % 40’ini THY’li beyler, %20’sini istisnasız BMW’li ve spor salonlarında six pack yapmaya çalışan dumble-dorlar, diğer %20’sini nargile man’ler ve tesbihli canlar meşgul ediyor. Geri kalan %20 de maalesef çek senet mafyası tipli amcalar ya da kadınlara ihtiyaçları karşılığında para teklif eden Karaköy bonkörleri…

Şöyle biraz gezindiğinizde ‘Vay anasını’ diyorsunuz. Herkes dünyayı gezmiş, bir ben miyim evde oturan? Herkes ata biniyor, tenis oynuyor, kiteboard yapıyor bir ben miyim netflix’te takılan?   Bir biyografiler yazılmış, hey anam hey… İngilizce bile değil sadece; İspanyolcalar, İtalyancalar… Japonca bile var. Herkes ya doktor, ya mühendis, ya avukat, ya pilot. ‘Beni ne doktorlar, ne mühendisler istedi’ diyen ablalar Tinder’da takılıyormuş demek ki… Bir tane boş insan yok sözde.

Sonra bir beğeniler yağıyor, hey maşallah. Siz beğenmeseniz de adamı gözünüzden kaçırma ihtimaliniz yok, süper like diye bir şey var.  Herkes Tinder’da ama birbirine ‘Neden Tinder’dasin?’ diye soruyor. Bekledikleri cevap belli çünkü: Seks. Bunun için burada değilsen konuşmamızın bir anlamı yok. Adamların tek odaklandığı şey var. Güzel bir kızla sevişmek. O kadar. Hırlı mısın, hırsız mısın önemli değil. İki cümleyi arka arkaya kurabilecek kadar zekân var mı? O da önemli değil. Yalnız yaşıyor ol ve evinin konumunu söyleyecek kadar beynin olsun yeter.

Kadınlarda olay onlardaki gibi işlemiyor farkında değiller… Ay ne kadar kaslı bir erkek ya da ne kadar da pilot bir delikanlı diyerek koşarak gitmeyeceğimize göre, sevişmekten önce paylaşacak bir şeyler olmalı diye düşünüyoruz. Ne bileyim bir mizah anlayışı olur, bir nezaket olur. Ama yok, maalesef çoğu bundan yoksun. Neyse ki, arada aranılan kan da çıkıyor. 

Muhabbet ilerleyebiliyorsa eğer, bir sonraki aşama instagram. Sonraki aşama da tahmin edersiniz ki telefon numarası.

Photoshop yapıyor diye kadınlara bok atıyorlar ya hani, bu konuda bizden daha masum değiller.

Direk ‘Seeekkkkssssss’ diye bağıran ihtiyaç sahiplerini bir kenara bırakırsam (ki bu insancıklar kesinlikle sosyal medyanın arkasına saklandıklarından bu kadar gereksiz özgüvene sahipler. Bir barda ya da başka bir ortamda bunu yapsalar, tokatı direk yiyeceklerinin farkındalar), bana ‘Ben ne yapıyorum? Neredeyim ya?’ dedirten birkaç arkadaştan bahsetmek isterim. Bu arkadaşlar evlilik programlarını fazlaca izlemiş olacaklar ki, genel olarak sordukları sorular da bu yöndeydi. ‘Ev senin mi? Ne kadar maaş alıyorsun? Araban var mı?’ Yazık, adamlar bugüne kadar ne kadar düdüklendilerse artık ‘Ev benim. 10 bin maaş alıyorum. Arabam da var’ desem ya oracıkta evlenme teklifi edecekler ya da kariyerlerine son verip, ev beyi olma yolunda ilerleyecekler bilemiyorum. Şaka gibi gerçekten ama daha ilk görüşmede ‘Evlenirsek böyle giyinemezsin, çalışamazsın, şöyle yaparsın, böyle yaparsın’ cümlelerini bile duyup masadan kaçtığımı hatırlıyorum.

Eğitimini güzel yerde tamamlamış ve dış görünüşü itibariyle oldukça modern görünen bir adamdan bunları duyunca zihniyetinin gerçekten evlenmek olduğuna ya da öyle olsa bile bunu ilk görüşte belirtecek kadar saf olduğuna inanmaktansa, belki de bunu elde etme taktiği olarak düşünmek daha mantıklı geldi bana. Hemen akabinde yurt dışında tahsil yapmış ve bugüne kadar her türlü ortama girmiş birinden de ‘Ben seks için burada değilim. Evlenene kadar kadınımı beklerim gerekirse.’ cümlesi teorimi doğrulamış oldu. 

Kadınları bu kadar saf görmelerini ne kadar adice karşılasam da, aslında zaafımızın evlilik olduğunu anlamaya yetecek kadar zeka kırıntısına sahip olmaları da gözlerimi yaşartmadı değil. İlk baslarda ‘Yuh artık.’ diye tepki versem de aslında sonradan fark ettim ki, en başından beri yaptıkları buydu zaten. Tıpkı diğer zaafımızın güç olduğunu düşünüp BMW’li fotolar koyan ya da yaptığı mesleği gözümüze sokan arkadaşlar gibi. Mesleklerini biyolarında paylaşmaktan gurur duydukları belli, ama bununla kalmıyorlar maalesef. İlk foto genelde üniformalı ‘Pilotum ben’ diye bağırıyor. İkinci resim kokpitte çekilmiş. ‘Pilotum ben, uçaktayım’. Üçüncü resmi tahmin ediyorsunuzdur. ‘Bakınız, anlatmaya gerek yok, uçuyorum ben’…

Bir de bu arkadaşların forsundan yararlanmaya çalışan yancı havacılar var. Üzerlerindeki teknik ekip ya da kabin memuru formasına bakmadan kokpitte ya da lövye çekiyor gibi görünürken çektikleri resimler gerçekten içler acısı. Daha bunun gibi olduklarından farklı görünmeye çalışan yüzlerce tip… Acı olan taraf ‘bu insanlar gerçek’ ve her gün dip dibe yaşıyoruz.

Yiğidi öldür, hakkını yeme demişler. En kibar, yol yordam bilen, ve muhabbeti keyifli olan tipler de havacılar. Hele içlerinden biri var ki, Mr. Sinnerman. Tek kelimeyle çıtayı arşa çıkarttı benim için. Onun için ayrı bir yazı yazılır be 🙂

EN IYI TERAPISTIM EN YAKIN ARKADASIM MI?

Karşı taraftan ayrıldık cümlesini duyar duymaz, -hatta bazen duymamıza bile gerek kalmıyor o sinyali alır almaz- yaptığımız tek şey var: En yakın arkadaşımızı arayıp bir önceki bölümün özetini geçmek ve gelecek bölümün spoilerını vermek.

Neler yaşadığımızı saniyesi saniyesine biliyorlar, tamam kabul- çünkü en yakın arkadaş olmak bunu gerektirir. Hangi gece hangi donu giydiğimize kadar her detayı anlattık bu zamana kadar. Maalesef o telefonu elimize alır almaz her şey daha karışık hale geliyor. Tek bir arkadaş tavsiyesi de yetmiyor üstelik. Ne onun söyledikleri içimizi rahatlatıyor ne de biz henüz kendimizi mutlu hissediyoruz. Sonra sabaha kadar telekız gibi sırasıyla Zehra, Ilayda, Selin kim varsa yaşadıklarımızı bilen teker teker hepsiyle konuşuyoruz. Ama hepsinin zihin yapısı ya da karakteri aynı mı bakalım:

Mesela muhabbeti kısa kesmek isteyen arkadaş var şöyle diyen: ‘’Barışırsınız canım, bir sakin ol. Güzelce uyu şimdi, yarın o arar seni. Konuşursunuz tekrar.’’ Haklı kadın, bu saatte ayrılık haberi vermek için aranır mı bir insan?

Yangına körükle giden arkadaş: ‘Sen şu an ağlarken, adamın umrunda mı? O fosur fosur uyuyordur. Belki de çoktan birini bulmuştur bile.’ Tavsiyesine tükürdüğüm, konuştu yine.

Pollyanna arkadaş: ‘’Hemen kötü düşünme. Yarın arar o seni.’’

İlişkinizdeki problemlerden sıkılmış arkadaş: ‘’Barışırsınız siz yine!’’

Yalnızlıktan dolayı feminist olmuş arkadaş: ‘’O bulmuş da bunuyor. Bir daha senin gibisini nah bulur. Zaten ne buluyorsun o çocukta anlamıyorum’’

Evet, herkese her şeyi anlattık. Arayacak kimse de kalmadı. Peki neden hala rahatlamadık? Üstelik kafa iyice yandı. Ne yapacağız biz şimdi?

Tek bir şeyi unutuyoruz. Ne hissettiğimizi ya da karşı tarafa ne hissettirttiğimizi ve nasıl mutlu olduğumuzu en iyi bilen kişiler bizleriz. Aradığımız kişilerin de mükemmel ilişkisi yok maalesef. Kimden, ne duymaya çalışıyoruz? Kafamızı neden bu kadar karıştırıyoruz?

Kendi aklımız bize yetmiyor, arkadaşlarımızdan aldığımız tavsiyelerle mi yaşamaya ya da kurtarmaya çalışıyoruz ilişkimizi? Hala eski ilişkilerimizden öğrenemedik mi şu gerçeği: Gitmek isteyen adam kıçımızı yırtsak da gidecek. 1 taşla 2 kez üzülmek neden?

MUKEMMEL KADIN, KEYİFLİ KADINDIR

Biz kadınlar! Ah biz kadınlar! Hepimizin aklında aynı deli sorular: ‘Güzeliz, seksiyiz, bakımlıyız, iyiyiz, hoşuz, fedakârız. Gerekirse kendimizden vazgeçecek kadar çok seviyoruz hatta. Peki neyi eksik yapıyoruz? Neden kaçıyor bu erkekler bizden? Neden sevdiğimiz kadar sevilmiyoruz?’

Cevap basit: Sıkıcıyız! İlişki anlayışımız çok klasik ve komplike. İlişkimizi yürütebilmek için çok çabalıyoruz. Her türlü fedakârlık yapıyoruz. Olmayınca kavga ediyoruz. Baskıyla elde tutmaya çalışıyoruz. Adamların özgürlüklerini kısıtlıyor, özel alanlarına dalış yapıyoruz. Kıskançlık krizlerine giriyoruz. Peşlerinden koşuyoruz, ağlıyoruz. Yine olmuyor… Aslında hepimiz aynı şeyi yapıyorken, üstüne ‘Neden ben?’ diye soruyoruz.

Aslında aynı bakış açısına sahip olduğumuz için kaçıyor adamlar bizden. Bu yüzden artık ‘Ben ilişki istemiyorum’ lafını çokça duyar olduk. Aslında çok açık ve net bir şekilde ne istediklerini ve ne istemediklerini söylüyorlar tek bir cümle ile. Sorun; onların bu kadar basit olurken bizim bu kadar komplike düşünmemizde işte. Aynı kalıplardan sıkıldılar artık. Emin olun, hayatında sizden önce yer edinmeye çalışan kadın da aynı sizin gibi davrandı ona karşı ve artık merhum. İşte ‘Neyim eksik?’ sorusunun cevabı: Arkadaşlığınız…

ADAMLAR İLİSKİ İSTEMİYOR! Peki ne istiyor? Keyifli kadın istiyorlar. Çünkü klasik ilişkilerden haz almıyorlar. Zaten kim alır ki? Siz kıskanırken, baskı yaparken, kovalarken çok mu keyif alıyorsunuz? Hayır…

Sevgili olmak demek sadece sarılarak film izlemek, bir şeyler içmek, beraber uyumak ve uyanmak değil. Hayatta keyif alınacak şeyler bunlardan ibaret de değil. Beraber gülmeyi, eğlenmeyi, çocuklaşmayı, çılgınlıklar yapmayı, yeni şeyler öğrenmeyi unutuyoruz ya da bilmiyoruz. Zorlama ‘seni seviyorum’ lar ya da kalıplaşmış romantizmle yürümez bu tekne. Sıkıcı davrandığınız sürece ilgi bekleyemez ve beklediğiniz ilgiyi görmediğinizde şikâyet edemezsiniz.

       ‘‘Hiçbir insanın ömrü, başka bir insanın egosunu taşıyacak kadar uzun değildir.’’ Paulo Coelho

Yapmamız gereken şey çok basit. PART TIME SEVGILI, FULL TIME ARKADAS olmak… Bir insana keyif verdiğiniz sürece hayatında olursunuz.

Hayatımızda daha çok keyifli kadınlar/adamlar görmemiz dileğiyle….

Hayata ‘aşık’ olmanız dileğiyle

Aşkla Kendinizle Kalın

Eskiden evlilik merakımız yüzünden kaçırırdık adamları, şimdilerde sadece güzelim bir ilişkiye razı olup onu da bulamaz olduk. ‘Evlilik için daha çok erken’ diyen adamlar, şimdi ‘Ben ilişki istemiyorum’ cümlesini sıkça tekrarlar oldular. Peki nedir bu değişimin sebebi? Erkeklerin kadınları elde etmek için bin takla attıkları zamanlara ne oldu? Evlilik teklifi aldıklarında gerçekten şaşıran kadınların yerini, ‘Ne zaman evleneceğiz?’ diyen kadınlar ne ara aldı? Sahi biz kadınlar nasıl bu hale geldik?

         Bu ‘Tüm arkadaşlarım evleniyor, ben nasıl yalnız kalırım?’ psikolojisi neden? ‘Yaşın geçiyor bak, bir an önce çocuk yap!’ zırvalıklarına takılıp mutsuz olma lüksü de nereden geliyor? Kadını toplumda önemli kılan şey ne ara medeni durumu oldu? En önemli soru, biz neden ‘doğru adamı’ bulmaya odaklandık ve bunun uğrunda değersizleşmeyi kendimize değer gördük?

         Eskiye göre daha çok söz sahibi değil miyiz toplumda? Daha güçlü? Daha özgür? Bu özelliklerimiz bizi maskülen mi yaptı acaba? Erkeklerle kadınlar sanki rol değiştirdi ilişkilerde. Onlar kaçıyor biz kovalıyoruz. Onlar hayatlarından her türlü keyif almaya devam ederken, biz tek bir ‘amaç’ uğruna keyif almamız gerek zamanımızı kaçırarak yaşıyoruz. Evet, maalesef ki- bir ilişkiyi kendimize amaç edindik… Her şeyimiz tamam, bir ilişkimiz ‘eksik’ çünkü. Ferhat için dağları delen Şirin, Mecnun için çölleri aşan Leyla olduk. Tabiri caizse sirk maymunları gibi, adamları etkilemek için her yeteneğimizi sergilemek zorunda hissediyoruz kendimizi. Bir adam bulduk mu da, kaçmasın diye her türlü fedakârlığı yapıyoruz. Vay halimize!. ‘’- Ev hanımı mı istiyorsun? Ben çok güzel börek açar, dolma yaparım. -Dişi kadın mı istiyorsun? Her gün jartiyer giyer, seni kapılarda karşılarım. ‘’ Peki ne zaman değiştirmeyi düşünüyoruz bu kafaları? Adammm senin için ne yapıyor, adaaammmm??? Biz kendimizi mutlu etmeyi bilmezken, elin oğlunun bizi mutlu etmesini nasıl bekleriz? 

        İlişkisi olanlar ya da evli olanlar çok mu mutlu sanıyoruz? Bizim gibi düşündükleri için, buldukları ilk adamla -Anlaşabiliyor muyuz, anlaşamıyor muyuz? diye düşünmeksizin- evleniverdikleri için bu kadar çok mutsuz evlilik var etrafımızda. Bu kafayla yapılan evliliklerin mutlu sona ulaştığını düşünüyorsanız, sizinle ayni fikirde olamayacağım. Çünkü ben her gece birbirlerine kıçları dönük uyuduklarına iddiaya girerim. 

       Evliliğe karşı bir insan gibi algılanmak istemem. Her kadın gibi benim de evlilik hayali kurduğum zaman olmadı mı? Tabi ki oldu. Üniversitedeyken, birbirimize ‘mezun oluruz, işe başlarız, evleniriz gibi’ cümleler sarf ettiğimiz ve çoook da uzun suren bir ilişkim oldu benim de. Ama sonrasında evleneceksem bu adam ‘o adam’ değil dedim kendi kendime, oldurmaya çalışmadım zorla. Ve ben ne zamanki bunu yaptım, o zaman değişti düşüncelerim. Yaşadığım ilişkinin aslında bir alışkanlık ya da koşullanma olduğunu fark ettim.  Sonra ilk kez aşık oldum. Hala güzel bir şekilde anabildiğim bir adamla tanıştım o ayrılık sayesinde.

     Yani demem o ki artık karşılaştığımız her adam için ‘Acaba bu kez olur mu?’ diye yaklaşmazsak, sonrasında ‘Bu da gol değil’ şeklinde hayal kırıklıklarımız olmaz. Akışına bırakmak lazım her şeyi. Gezin, tozun, görün, eğlenin, öğrenin… Biraz kendinizle kalın… Doya doya yaşayın her anınızı. Gerçekten yaşamaya odaklanın. Hayata ‘aşık’ olmanız dileğiyle. Sevgiler…

Asıp yüzünü kalmışsın, azcık kırıtman lazım

           Sıradaki şarkı Nilüfer’den devrin tüm yalnızlarına gelsin: Sevmek eskidenmiş güzelim, sanki yıllar öncesinde kalan… Aşkınız bir masalmış bir tanem, düş yerine ONSmuş yaşanan…

Önce derin bir nefes alıp bu gerçeği içimizde sindiriyoruz… Ommmmmm…. Herkes sindirdi mi? Güzeeelllll… Zaten artık eskisi kadar zor değil sindirmesi. Şimdi kendimizi bu psikolojiden çıkarmak için neler yapıyoruz. Hayır efendim, öyle adamı arayıp ağzına geldiği gibi küfürler yağdırmıyorsun. Hayır, saçma sapan sitem mesajları da yok… Hemen koş git bir kâğıt kalem al gel. Senin kendi kendine bir halt edeceğin yok.

       Eveeeetttt…. Kendi kendini mutlu edebileceğin bir liste hazırlayalım şimdi beraber. Kendinde değiştirmek istediğin bir şey ekle ilk olarak oraya hemen. Ne bileyim kilo mu vermek istiyorsun, memişlerini mi yaptırmak istiyorsun, saçlarını sırf eski sevgilin istiyor diye mi bu renk yapmıştın… İlk olarak bunu değiştiriyoruz. Yaz kızım madde 1. Sonra tek başına yapabileceğin birkaç aktivite bulmamız lazım. Tenis oynayabilirsin, resim yapabilirsin, ata binebilirsin, poligonda atış yapabilirsin ya da ahşap boyayabilirsin. Kursa da başlayabilirsin bunlar için, yeni insanlarla tanışmak da iyi gelecektir. Turlara da katılabilirsin. Yeni bir dil öğrenebilirsin. Odanın/ evinin duvarlarını ya da dekorunu değiştirebilirsin. Yoookkk ben hiçbir şeyden mutlu olmam artık diyorsan da, bok yeme iki dakika dinle de insanlara hayrın dokunsun bari. Huzur evleri/çocuk esirgeme/hayvan barınakları ziyaretleri yapabilirsin. Bağış yapabilirsin. Destek kuruluşlarında gönüllü olabilirsin. Bugüne kadar yapmak isteyip de ertelediğin bir şey yok mu? Onu da ekle listeye. Bir de arkadaşlarla yapılacak tatil planları… Oh misss. Bunları yaptıktan sonra kapı kapı dolaşıp falcıları gezmene gerek kalkamayacak. Bana dua edeceksin. Caaanımmmm ben.

Ağzına sağlık Sertap bacım
-Kilolar gitti, saç baş boyandı, ya da memeler dipcik gibi oldu. ✔

-Özgüven tazelendi.✔

-Mutluluk hormonu yeniden salgılandı. ✔

    -Yeni şeyler öğrenildi. ✔

      -Kendimizi geliştirdik. ??

-Yeni hobiler ve arkadaşlar edindik. ✔

           Şimdi dilersen eski sevgilinin menziline girip KAYBETTIGINE DON BAK ISTEDIM psikolojisine girebilirsin. Yapma desem de yapacaksın zaten. O saatten sonra U dönüşü yapmıyoruz ama bak sakıııınnnn!!! Sadece ego tatmini, sonra gelsin next.

Erkek evrimi

Bir arkadaşım ilişkileri bir de erkeklerin gözünden değerlendirmeye çalışmamı tavsiye etti. Erkeklerin duyguları ve psikolojileri ayni değil ki ama… Kadınlar tek bir şeye odaklanıyor ilişki boyunca: ciddiyet. Oysa erkekler bambaşka bir dünya. Anlaması kolay değil onları. Ne istediklerini, ne hissettiklerini, ne beklediklerini asla kestiremezsin. Tek tip erkek yoktur zaten. Duygularını gizlemeye kurulular, tabii duyguları varsa- o da tartışılır. Su ana kadar yasadığım, gözlemlediğim ve duyduğum ilişkilerden yola çıkarak farklı erkek tiplerinin ilişkide nasıl hissettiğini yorumlamaya çalışacağım müsaadenizle.

1.evre-Duygusal erkek tipi: Çoğunlukla yaralı kadınlarla beraberdirler. Birlikte oldukları kadınlar başkalarına aşıktır. Bu yüzden ki onların yaralarını sarabilmek ve geçmişi unutturabilmek adına her fedakârlığı yaparlar. Aslında durumun vahimliğinin farkındadırlar ama kadın bunu dile getirmemiştir su zamana kadar. O yüzden erkek için cazip haldedir. Kolay değildir bir kere, fethedilememişlerdir. Ayrıca yoğun is temposu sebebiyle kendi güçlerinin ve güçsüzlüklerinin de farkındadırlar. Bu sebeple zaten aldatmaya ya da gecelik ilişkilere zamanları yoktur onların. Aslında bir nevi kadın rolü üstlenirler. Ciddi ilişkiler onların kalemidir. Kırılganlığınızın farkındadırlar. Dokunmaya kıyamazlar. Ne zaman bu limana dönseniz, sizi seve seve hayatlarına buyur ederler. Üzmeyin onları. Sevmiyorsanız nazikçe uzaklaşın. En zararsız erkek türüdür onlar. Canlarını yakmayın. Çünkü canları yandıkça evrimleşip bir sonraki kademeye geçiyor erkekler.

2.evre-Toy erkek tipi: Genellikle çok ilişki tecrübeleri olmadığı için karşısına dişli ve tecrübeli bir kadın çıktığında ilk başta heyecanlanırlar. Daha önce böyle bir şey yaşamamışlardır çünkü. Kendisinden çok daha tecrübesiz kadınlarla birlikte olduğu için ilişkiyi yöneten ve üstün olan taraf hep kendileri olmuştur. Yeni ilişkilerinde her gün bir şey öğrenirler. Sevişmeyi keşfederler mesela. Yeni maceralara ve hayallere atılırlar beraber. Oysa iki tarafın da bilmediği bir şey vardır. Erkeğin kazandığı her tecrübe kadından uzaklaşmasına sebep olur. Çünkü artık kedilikten çıkmış, aslan kostümü giymiştir. Aslında öyle sanırlar. Bu tecrübelerini uygulayacağı yeni kadınların hayallerini kurmaya başlarlar. Çünkü erkeğin doğasında yoktur kadının üstün olması. Kadının tecrübeli olması artık eğlenceli halden çıkmıştır, kendini güvensiz hissetmeye başlamıştır ”erkek”. Yeni yeni gücünün ve yeteneklerinin farkına varmaya başlamıştır yavru aslanımız. Bu nedenle artık düzenli bir ilişki onu cezbetmez. Erkektir artık. Kendi erkekliğini kanıtlayabileceği ve çiftleşme dansı yapabileceği yeni avlar ve habitatlar arayışına girerler.

3.evre-Tecrübeli erkek tipi: Genelde keyifli anlar yaşamak üzerine kurulmuştur hayatları. İhtiyaç duyduklarında arayabilecekleri bir kadın listesi vardır mutlaka ellerinin altında. İlişki istemediklerini söylemelerine rağmen, zor kadını gördüklerinde elde etmek için uğraşırlar. Baskıya gelemezler asla. Hayatlarında kendilerine ait özel alanları olmalıdır mutlaka. Sıkıştıklarında kaçarlar çünkü. Hala duyguları vardır bu tiplerin. Aynı anda hem eğlenebilecekleri hem huzur bulabilecekleri hem de yatakta ziyafet çekebilecekleri bir kadını bulma arayışındadırlar. O kadını bulduklarında ciddi ilişkiye girmekten kaçınmazlar. İşi bilirler onlar, naziktirler. Kadınlara hor davranmazlar. Can yakmazlar. Cömerttirler, kadınları mutlu etmeyi bilirler. Özür dilemeyi ve kalp çalmayı bilir onlar. Güzel sevişirler, dokunurlar, sarılırlar hatta çiftleriyle beraber uyuyabilirler. Ancak bir sonraki görüşmelerinin üzerinden günlerce, haftalarca geçmesi gerekir.

4.evre- Aşmış erkek tipi: En acımasız erkek tipidir. Hala duyguları olduklarına inanırlar, ancak duygusuzdur onlar. Bugüne kadar her türlü tecrübeyi yasamışlardır. Belki aşık bile olup kırılmışlardır. Ama artık ciddi ilişkiler bir yana dursun, kadınlar önemsizleşmiştir onlar için. Bir ihtiyaç, bir nesne haline gelmişlerdir. O yüzden alabilecekleri keyfe odaklıdırlar. Kadının duyguları, düşünceleri, gururları onlar için önemli değildir. Hiçtir kadın. Dışarıda çoktur onlardan. Her yerde bulunabilecek kadar yaygınlardır. Zor bir kadına denk gelindiğinde uğraşmazlar bile. Basiti varken zaman kaybı. Çok çabuk sıkılırlar. Bu sebeple ayni yemeği iki gün yemezler bile. Seviştikten sonra kaçın yanlarından. Sizinle uyanmaya tahammül edemezler. Zeki kadın, kendilerinden üstün kadın yoktur onlar için- çünkü tahammül edemezler. Bu tarz kadın gördüklerinde genellikle sözlü ya da fiziksel şiddetle üstünlüklerini yaratırlar. Başkalarına değer vermedikleri için, kendilerine değer veren kadınları zayıf ve aptal olarak değerlendirirler. Hayattan zevk almamaya başlamışlardır, sizin de almanıza müsaade etmezler. Sorun dinlemez onlar, bencildirler, kendi sorunlarını anlatırlar sürekli. Eleştirilmeye tahammülleri yoktur onların, ama sürekli eleştirirler. Akıl vermek sizin ne haddinize!!! Sizden daha çok yaşamış, görmüştür onlar. Sadece ezerler sizi. Dinleyip susmayı bilecekseniz “adamın” hayatına girin. Adamı hasta etmeyin!!!