Arkadaşlar kanalımıza hoş geldiniz! (Amsterdam)

Eveettt… Herkesin dilinden düşürmediği Amsterdam’ı ‘Bizim neyimiz eksik?’ diyerek bir ziyaret edip geldik. Amacımız aslında doğum günümüzü kutlamaktı-arkadaşımla ikimizinki de aynı tarihe denk geldiği için. Gidince nerede kalınır, ne yapılır, ne yenilir tarzı yazılar çok olduğu için, size alternatifler sunmaktansa, orada yaşadığım bir kaç eğlenceli, saçma, traji komik anı paylaşmak istiyorum.

Havaalanından iner inmez eşyalarımızı bırakmak için ilk hedefimiz kalacağımız otel oldu. (Hotel Hermitage Amsterdam). Kanal kenarında ve çok rahat bir otelle karşılaştıktan sonra, kendimizi Amsterdam sokaklarını keşfetmek için dışarı attık. Tek binişlik ve günlük sınırsız ulaşım kartları opsiyonu olmasına rağmen, biz yürümeyi tercih ettik. Foursquare’den bulduğumuz ve epey güzel yorumlar almış bir restoranda hayatımızın en güzel yemeğini yedik diyebilirim(The Seafood Bar). Muhtemelen herkes yorumlara bakıp gelmiş olacak ki, kapıda uzunca bir kuyruk bizi karşıladı, ama bir masa bulmamız en fazla 10 dakikamızı almıştır. Mekan epeyce büyük olduğu için sıra çabuk ilerliyor. Bir şişe şarap ve enfes deniz mahsulleriyle dolu koca bir tabak yemeğe 100 Euro verdik! Doğum günü yemeği ısmarlamış olduk kendimize, canımız sağ olsun! Sefamız olsun!

The SEAFOOD Bar Amsterdam

Akşam 11 gibi (Türkiye saatiyle 12) hava karardığı için meşhur Coffee Shop’lardan bir tanesine girip ilk defa deneyeceğimiz en hafif otu alıp kanal kenarına oturduk. Saçma sapan konular açıp, eski aşklarımıza epey bir saydırıp taşşak geçerek altımıza işeyecek kadar güldük. Otele dönerken, ayakkabılarını çıkartıp uzun beyaz çoraplarıyla bir bankın üstüne oturmuş kanala odaklanan iki adam gördük. ‘Kesin Türklerdir’ demeye kalmadan, yanlarından geçerken bir Ahmet Kaya şarkısı duyduk.  Her yerde Türkleri temsil ediyorlar bu kıro arkadaşlar eksik olmasınlar!

İkinci gün, herkesin dilinden düşürmediği Red Light Sokağına gittik. Mükemmel vücutlarıyla vitrinlerde davetkarca dans eden ablalarımız epey bir ilgi odağıydı. Dudaklar dolgu, yüz komple botoks, kirpikler takma, tırnaklar protez, göğüsler silikon, iç çamaşırları yok diyecek kadar… Parasını veren abiler içeri giriyor, parasız olan abiler de kaldırıma bacaklar açık bir şekilde oturmuş azgın azgın salyaları aka aka bu ablaları izliyor. Dediklerine göre içeride bir muamele menüsü varmış. Tam bir et pazarı! Giren çıkanın haddi hesabı yok. Arkadaşlarını kapıda bekleyen adamlar mı dersiniz, bir yandan ağızları açık şekilde izleyip bir yandan yürürken takılıp düşenler mi… Bir de canlı seks showları var. İçeride bir çift sevişiyor, siz cam arkasından onları izliyorsunuz bilmem kaç Euro vererek… İçeri giren adamların aklına tüküreyim! Bize medeniyetten ziyade midesizlik gibi geldi. Bu yazıyı okuyanlar arasında, daha önce bu ablalarla bir münasebeti olan varsa size de selam olsun! 20 dakikalık anıyı 20 sene övüne övüne anlatırsınız artık!

Gece hayatıyla ünlü olan Amsterdam’da maalesef ki biz bir tane bile club ya da bar tarzı mekan bulamadık. Genelde oturup içkinizi, sigaranızı, otunuzu içip muhabbet edebileceğiniz publar var. Biz genelde şarabımızı içip, muhabbet edebileceğimiz mekanlar seçtik.

Bu arada 23 yaşında, her yeri dövmeli biseksüel Türk bir kızla tanıştık. Mezuniyet hediyesi olarak ailesi cebine biraz para koymuş, bizim kız da bir ay boyunca hostellerde kalarak neredeyse dünyayı gezmiş. Bakmayın 23 yaşında olduğuna… Beni(32) ve arkadaşımı(42) sulu götürür susuz getirir. Yanında pek bir saf kaldık. Couchsurfing adlı bir uygulama sayesinde insanlarla tanışmış, evlerinde konaklamış. Bu uygulama şöyle çalışıyor: Gideceğiniz ülkelerdeki insanlara mesaj atıp konaklama amacınızı söylüyorsunuz. Onlar da size ‘Sana verebileceğim bir odam var ya da sadece bir koltuğum var’ şeklinde cevaplar veriyor. Gidip tanışıyorsunuz, hoşunuza giderse orada ücretsiz kalıyorsunuz. Uygulamanın tek bir şartı var. Misafir edilmek istiyorsanız, misafir edeceksiniz. Bu uygulamayı kullanıp Türkiye’ye gelecek olan kızcağızların vay haline! Arkadaşım, Türk erkekleri sana bedava günahını vermez! Madem odamı kullanıyorsun, karşılığını alırım zihniyetinde olan Nuri Alçolar eminim çoktur.

23 yaşındaki yürek yemiş bu kızımız bir gün önce Yunan bir adamla arkadaş olmuş ve onun sayesinde bir bar keşfetmiş. Bizi de götürdü. Epey enteresan bir mekan. Duvarları sticker larla dolu, koltukları rengarenk oldukça salaş underground bir mekan(Hill Street Blues). İlk katında ne gariptir ki sadece ot içiliyor, sigara içmemize izin vermedikleri için alt kata geçmemizi istediler. İnsanlar ottan kafayı bulup bir yöne odaklanmış moron gibi takılıyorlar. Biz edebimizle 🙂 içkimizi içip küçük arkadaşımızın maceralarını dinledik. Daha sonraki ziyaretimizde kullanışlı olabilecek birkaç güzel ipucu da verdi. Bunları bir sonraki yazımda sizlerle de paylaşacağım.

Hill Street Blues Amsterdam

Ertesi gün bu ufaklık hayatındaki ilk erkek arkadaşıyla kamp yapmak için Bodrum’a dönerken biz de seyahatimize Brugge istikametinde devam ettik. Amsterdam bizim için pek ilgi çekici olamadı maalesef. Ömrüm boyunca unutmayacağım şeyler, güzel deniz mahsulleri, enfes şaraplar, bu yürek yemiş ufaklık ve götürdüğü mekan… Ha bir de Allah bağışlasın ağzı fincan burnu fındık Hollanda erkekleri 🙂

Brugge anıları çok yakında, sinemalarda….

Reklamlar

Arkadaşlar kanalımıza hoş geldiniz! (Amsterdam)’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s