Her hikâyenin sonu aynı değil mi zaten?

           Bugüne kadar kaç defa ayrılık acısı çektiğinizi düşündünüz mü hiç? Her defasında kendinizi ‘Onsuz nasıl yaşarım?’ ya da ‘Bundan sonra nasıl severim?’ gibi klişe ama saçma cümleler kurarken bulmadınız mı? Sonra ne oldu? Başka bir zaman diliminde, başka bir insan için üzülürken buldunuz kendinizi… Hadi bir eskiye dönüp bakalım beraber. Kaç defa ‘Evet, bu sefer tamam’ deyip sonunda yanıldığınızı anladınız? Kaç kişiden mesaj gelsin diye saatlerce telefonunuza baktınız? Bu sorunun cevabı senin için de birden fazla değil mi? Peki… Şimdi tekrar soralım kendimize. Bu adamlarda sevdiğimiz şey neydi? Karakterlerini mi sevdiğimizi düşündük ya da yakışıklılıklarına mı hayran kaldık? Aslında üzüldüğümüz şey yaşadığımız ya da yaşattıkları duyguların bir anda kesilmesi, tabiri caizse yarım kalması değil miydi sizce de?

         Hikâye aynı, hikâye basit! Güzel duygular yaşıyoruz. Belki çok seviliyoruz. Sonra birdenbire ne olduğunu bile anlamadan ayrılık acısı çekerken buluyoruz kendimizi. Ta ki aynı duyguları yaşatan birini bulana kadar. O an unutuyoruz eski sevgilimizi de , anılarımızı da, acımızı da. Gelen gidenin yerini anında dolduruveriyor. Çektiğimiz acıya mı üzülelim, kaybettiğimiz zamana mı? ‘Ne kadar aptalmışım’ diyoruz belki de kendimize. Hadi tahmin edelim ne zamana kadar bulutların üzerinde olacağız yine? Hop yeniden kendimizi bir ayrılık sahnesinde bulup, popomuzun üstüne çakılana kadar.  Sonuç: yine depresyon.

       Her hikâyenin sonu aynı bitiyorsa eğer söyle bir dönüp sormamız lazım artık kendimize. ‘Nerede yanlış yapıyorsun kızım sen?’ Aslında sorunun cevabi belli. İlişki ilerledikçe, beklentilerimiz artıyor. Kaybetme korkusuyla yaşadığımız güzel anları piç ediyoruz. Hiç başınıza gelmedi mi hoşlanmadığınız birinin sürekli burnunuzun dibinde bitmesi? Sevmediğiniz kişiler tarafından karşılıksız sevilmek? Kaçan kovalanır vesvesesi mi bunun sebebi sizce? Yoksa o kişiden herhangi bir beklentiniz olmadığı için mi?

Her ayrılıkta iki tarafında hataları vardır elbet… Ama önemli olan kimin daha az beklenti içinde olduğu. Çünkü beklenti içinde olan taraf maalesef ki hikâyeyi adım adım sona yaklaştırıyor ve karşılığında fark etmeden daha çok üzülüyor.

     Bundan sonra bir de şunu yapmayı deneyelim. Bırakın geleceğe dair hayaller kurmayı. Bırakın her sevdiğiniz adama hayatınızın aşkı ya da çocuğunuz babası muamelesi yapmayı. Sadece mutlu olmaya bakın bakalım. O anın keyfini bir yaşayın doya doya. Daha çok sarılın. Daha çok öpün. Daha çok dokunun. Birlikte keyif alacağınız şeylere vakit harcayın. Kıskanmayın bir kere. Çok gereksiz! Gidesi varsa zaten siz kıskansanız da gider, kıskanmasanız da. Karşı tarafı çok sevdiğiniz için yaşamayın ilişkinizi. Kendinize verdiğiniz değere odaklanın. Hakkettiğiniz duyguları almaya çalışın. Kendinizi ondan daha çok şımartın. Sürekli kendinize ayni cümleyi tekrar edin. ‘Ben sevilecek kadınım!’

     Çok severim Sezen Aksu’nun bu şarkısını:

Hep aynı hikâye gönlüm düşünce aşka
Her ayrılık aynı yalnız kişiler başka
Hep aynı yalnızlık aynı tanıdık telaş
Hep aynı her şey aynı sanki birbirine eş
Geçer geçer daha öncekiler gibi
Bu da geçer neler neler geçmedi ki
Yine düşer deli divane gönlüm aşka

    Siz de çok dinlediniz değil mi? Bu son dinleyişinizin olması dileğiyle. Unutmayın! SIZ SEVILECEK KADINSINIZ!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s